Terazinin iki kefesi: Uluabat Gölü

Terazinin iki kefesi: Uluabat Gölü

Uluabat, Türkiye’nin en önemli göllerinden… Gölü korumak için çok aktörlü bir süreç yürütmek ve türler arasındaki dengeyi gözetmek gerekiyor. Bu dengeyi bulmanın güzel bir örneği ise Eskikaraağaç’ta yaşandı. Gelin bir gölün nasıl korunduğunu ona emek verenlerden dinleyelim.

Ramsar Sözleşmesi sulak alanların korunmasını amaçlayan uluslararası bir sözleşme. Türkiye’de sözleşme doğrultusunda ‘Ramsar alanı’ ilan edilen 14 sulak alan bulunuyor. Onlardan biri de Uluabat Gölü.

Farklı aktörler, ortak amaçlar

Uluabat Gölü’nü ilk olarak, Tarım ve Orman Bakanlığı 2. Bölge Müdürlüğü Doğa Koruma ve Milli Parklar Bursa Şube Müdürlüğü’nden Uzman Biyolog Burçak Gönül ile konuşacağız.

Göl kıyısında, Çeltikçi ve Karabatak kuşlarını görme şansı yakalıyoruz. Ve böyle bir ekosistemin nasıl korunduğunu merak ediyoruz.

Gönül, “Farklı grupların bir arada çalışmasını gerektiren bir şey sulak alanların korunması, daha doğrusu tüm doğal ekosistemlerin korunması. Dolayısıyla kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları bunun yanında yerel halk, alanın korunmasıyla ilgili en önemli paydaş aslında” diyor.

Bölgenin önemli aktörü: Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün bölgede pek çok çalışması var ve sorumluluk alanı oldukça geniş. Burçak Gönül şöyle özetliyor:

“Bizler Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü çalışanları olarak kurumumuzun sorumlulukları bünyesinde yer alan av koruma faaliyetleri, biyoçeşitliliği koruma faaliyetleri, tür eylem planlarının hazırlanması ve uygulanması faaliyetlerinden sorumluyuz. Ayrıca sulak alan yönetim planlarının oluşturulması, uygulanması, diğer kurumlarla birlikte alanın yönetiminin sağlanması için gerekli planlamaları yapmak, yürütmek ve izlemekle sorumluyuz.”

Diğer sulak alanlardan farklı

Gönül’ün aktardığına göre, tektonik bir göl olması, kuş göç yolları üzerinde bulunması, bitki ve hayvan çeşitliliği Uluabat Gölü sulak alanını diğer sulak alanlardan farklı kılıyor. Göl ve çevresinde endemizm oranı da hayli yüksek.

Gönül, “Kuş, memeli ve balık popülasyonlarına baktığımızda bu canlı gruplarının hayatları boyunca en önemli, kritik safhalarını geçirdikleri bir yer burası. Yeryüzündeki varlıkları, nesillerinin devamı bu alanın da varlığına bağlı” diyor.

Terazide dengeyi bulmak

Bir gölü ve çevresini korumak için tarım, yerleşim, sanayi gibi zorunlu insan faaliyetlerini de hesaba katmak gerekiyor. Gönül, “Sadece doğayı düşünürsek terazinin bir tarafında denge şaşıyor. Aynı şekilde sadece insanları düşünürsek bu sefer de ekosistemin mahvolması yönünde dengeler değişiyor” diyor. Ayrıca şu örneği veriyor:

“Alanın sürülmesi, hatta oradaki sazların kesilmesi o an işlevselmiş gibi görünebiliyor yerel halka ama aslında bu sulak alanın korunması için dezavantajlı bir durum oluşturuyor. Bunun dengesini sağlamak çok önemli.”

Eskikaraağaç önce Avrupa Leylek Köyü ilan edildi

Burçak Gönül’ün sazlıklarla ilgili verdiği örnek oldukça kıymetli. Konuyu daha iyi anlamak için Eskikaraağaç köyüne bakmak gerek.

Uluabat Gölü kıyısında bulunan Eskikaraağaç, Türkiye’de Avrupa Leylek Köyü ilan edilen tek köy. Eskiden beri leyleklerin göç yolu üzerinde bulunan bu köyün Avrupa Leylek Köyü unvanını alması için emek verenlerden biri de Franziska Arıcı. Türkiye’ye yerleştikten sonra Uluabat Gölü ile tanışan Franziska Arıcı hikayesini şöyle anlatıyor:

“Bursa’ya geldikten sonra Uluabat Gölü ile tanıştım. Uluabat’ta çalışmaların olduğunu duydum, onlara katıldım. Sonunda Uluabat Gölü Leylek Dostu Köyler Projesi başladı, başlattık.

Başlarken ben tabii uzmanı değildim. İnternete girip araştırdım. Almanya’da leylek uzmanına denk geldim ve o bana çok yardım etti. Her sorumla ilgilendi, örnek gösterdi, kendisi geldi, ziyaret etti. Böylece Almanya’da leylekle çalışan insanlarla tanıştım. 2004’tü galiba ilk Avrupa Leylek Köyleri toplantısına katılabildim onun sayesinde. Sonunda 2011’de Eskikaraağaç Türkiye’yi temsilen Avrupa Leylek Köyü ilan edildi.”

Leyleklere beslenme alanı açmak gerekiyordu

Avrupa Leylek Köyü unvanı alındıktan sonra leyleklere beslenme alanı açmak için çalışmalar başladı.

Uludağ Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmet Arıcı, “Bu bölgede yoğun hayvancılık vardı. Burada hayvan sayısı azalınca bölge bütünüyle sazlık haline geldi. Sazlıklara da girmez leylekler” diyor.

Fakat leyleklere beslenme alanı açmak için sazlıkları tamamen kesmek çözüm değildi. Çünkü bu sazlıklarda avlanan diğer türleri de korumak gerekiyordu.

Köy merasına yerli inek türleri yerleştirildi

Leylekler için sazlıklarla kaplanan köy merası seçildi. Meraya yerleştirilen inekler hem sazları tüketip otlardan yararlanacaktı hem de leyleklere beslenme alanı açılmış olacaktı. Avrupa Leylek Köyleri Ağı’nın desteğiyle hayata geçirilen projede yerli türlere özen gösterilmesi isteniyordu.

Prof. Dr. Arıcı, “Köyün geniş bir merası olduğunu biliyorduk. Ziraat Fakültesi ile yaptığımız araştırma sonucunda bölgede Osmanlılara dayanan sığır ırklarının Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Edirne’de beslendiğini duyduk. Bu hayvanların özelliği şu: Bulundukları ortamın bitki örtüsünden rahatlıkla yararlanabiliyorlar. Kötü koşullarda, zor koşullarda da yaşamlarını sürdürebiliyorlar” diye anlatıyor.

Mera temizlendi kuşların uğrak yeri oldu

İnekler yerleştirildikten hemen sonra sazlıklar belli oranda temizlendi. İneklerin otladığı alanda özellikle kurbağa sayısı arttı. Leylekler ve diğer kuşların gelişiyle çalışmanın faydası kanıtlandı.

Prof. Dr. Arıcı, projenin sürdürülebilirliği için izledikleri yolu da şöyle anlatıyor:

“Biz 10 inek, 5 dana, 1 boğa satın almıştık ve köyde hayvancılık yapan, o gün için tek ineği olan bir vatandaşa, muhtarın da rızasıyla, hibe ettik. O arkadaşımız da uzun yıllar bu hayvanların korunmasını sağladı ve bugün için devam ediyor.”

Arıcı son olarak, “Uluabat Gölü’nün ekolojisini eğer korumak istiyorsak, birinci koşul Uluabat yağış havzasında tarımsal faaliyetin sürdürülebilmesi gerekir” diye ekliyor.

Kurgu: Cihan Karaahmetoğlu